MUPA’YA DÜŞEN GÖREV..

Muğla Planlama Ajansı’nın kurulacağını duyunca, doğrusu çok sevinmiştim. Planlamacı bir dünya görüşüne sahip olmam, kuşkusuz bunun başat nedeniydi. Ülke düzleminde Devlet Planlama Teşkilatı’nın önemini biliyor, o’nun yokediliş sürecinde ülkenin nasıl kapkaç zihniyetinin hakim olduğu bir evreye girildiğini, bunun da ülkeyi yöneten zihniyetin ürünü olduğunu yaşayarak da görüyordum.
Büyükşehir yasasıyla, Türkiye’nin idari yapısının nasıl deforme edildiğini, Büyükşehir süreciyle, giderek, Valilik ve kaymakamlık gibi görevlerin nasıl işlevsizleşme sürecine sokulduğunu ve bunun da geçmişte tartışması çok yapılan “eyalet” sistemi özlemlerinin bir aracı haline geldiğini de, tartışmasına burada girmeden, not etmekte fayda görüyorum.
Ancak verili durumdan hareketle, bu yasa sonrası, büyükşehirlerin bir yeni örgütlenme biçimi yaratmak zorunda kaldığını biliyoruz. Büyükşehirler’in, zaten yokedilmekte olan ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın merkezi otoritesinin de yokedildiği koşullarda, merkezi iktidarın olanaklarından faydalanması konusu, iktidara yakınlığıyla doğrudan ilgili bir durum olarak karşımıza çıktı.
İlk Büyükşehir Belediye Başkanımız Osman Gürün, büyükşehir yapılanmasını Muğla’da çok başarılı bir şekilde inşa etti. Başka büyükşehirlere göre oldukça yenilikçi, ‘halkçı’ ve örnek gösterilir bir düzeye getirdikten sonra, şimdiki Ahmet Aras yönetimine teslim etti.
Ülkemizin en önemli turizm destinasyonlarından biri olan Muğla, muhalefetin elinde olduğu için, merkezi kaynaklardan yararlanma konusunda çok sıkıntılar çekmesine karşın, varolan kaynakların kullanımında pozitif bir çizgi izlemeye devam ediyor.

Tam bu aşamada, MUPA’nın kurulması, beni, daha plancı bir anlayışla Muğla’nın sorunlarının ele alınacağı konusunda umutlandırdı. İki önemli toplantısına katıldım ve az çok bilgi sahibi olabildim. Ancak şu hala kafamda netlik kazanmış değil. Düşünceme göre MUPA, ulaşımdan enerjiye, turizmden su temini ve dağıtımına, vb kentin ihtiyaçlarının planlanması için çalışmalar yapabilir, yapmalıdır; ama bu planlama çalışmalarının sonuçları, Büyükşehir yönetimince ne ölçüde kaale alınmalıdır, alınacaktır? Bununla ilgili bir saptama var mıdır? Sadece bir tür ‘danışmanlık’ çalışmaları mı olacaktır, Büyükşehir yönetiminin alacağı kararlarda etkinliği ne olacaktır?
Örneğin, eski devlet yapılanmasında Devlet Planlama Teşkilatı, ülke çapındaki çalışmaları sırasında hükümetlerin bakanlıkları, herhangi bir konuda yapılacak yatırım vb. gibi çalışmaları DPT’ye gönderirdi ve DPT’den geçmeyen yatırımların yapılması mümkün değildi. DPT ayrıca, kısa ve uzun vadeli planlamalar bölümleriyle, iktidar yetkililerine, hangi adımların atılması, hangi yatırımların yapılması gerektiği konusunda önerilerde de bulunurdu; yol haritaları çizerdi.
Bu düzlemde, MUPA’nın konumu nedir?
Kafam bu konuda net değil. Umarım, kamuoyu bu konuda daha ayrıntılı bilgilendirilir ve ben de öğrenirim.

Gelelim MUPA’nın 23 Ocak’ta Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’nde Akbelen konusunda düzenlediği toplantıya.
Son maden yasasında zeytinliklerin taşınması ile ilgili yasanın değiştirilmesi ve sonra da YK Enerji lehine 675 tapulu zeytinlik ve tarım arazisi için çıkarılan acele kamulaştırma kararına karşı izlenecek yolun tartışılacağı belirtilen toplantı, net bir sonuç alınmadan, zeytinlikleri ve toprakları kamulaştırılan köylülerin dertlerinin anlatıldığı ve buna karşı çıkmak gerekliliği üzerine yapılan sunumlarla geçti. Son bölümde, özellikle Marmaris Kent Konseyi adına yapılan sunumda ve diğerlerinde, bunlar daha bilimsel donelerle aktarıldı.
Ama ortaya bir eylem çizgisi çıkmadı henüz..

BENİM ÖNERİM..

Akbelen bölgesindeki kömür madeni çıkarılması için acele kamulaştırma kararı çıkarılan zeytinlik ve tarlalar konusu, Muğla’nın hangi sorunlarıyla bağlantılı?
1) Tabi en başta köylünün mülkiyet hakları, acele kamulaştırma kararıyla tehdit altında. Muğla, kurulurkenki açıklanmış kullanım ömürlerini tamamlamış, yerli kömürle çalıştırılan üç termik santral sahibi. Yıllardır bu santrallerin artık ömrünü tamamladığı ve kapatılması gerektiğini söylüyoruz. Neden? Çünkü en başta insanlarımızı zehirleyen, SO2 salınımları nedeniyle bölge halkının kansere yakalanma oranı çok yükselmiştir. Ayrıca, pek çok insanın belki hatırlamadığı, kullanılan yerel kömürlerde radyoaktif maddeler bulunduğu ve bunların da havaya salındığı, uzmanlarca açıklanmıştı. Öyle ki, bu kömürleri vatandaşların kullanmasının önüne geçmek için Valilik karar almış, zabıtalar yollarda yakacak kömür taşıyan araçları Milas’a sokmamak için uygulamalar yapmıştı. Ama santral, her gün binlerce ton kömürü yakmaya da devam etmişti. Radyasyonlu kömür, sadece Yatağan’da da değildi; Hüsamlar, Alatepe kömürlerinin de radyasyon ihtiva ettiği çok bilinmeyen gerçeklerdir.
2) İkincisi, bölgemizin Çamköy ve Karacahisar’daki en önemli yeraltı su kaynakları yanlış tahsisler nedeniyle Güllük, Havalimanı ve Bodrum için kullanılmış ve tüketilmiş durumda. Bodrum’a su verilen Geyik Barajı’nın sularının önemli bir kısmı da, Yeniköy Termik Santrali tarafından kullanılmaya devam etmekte. Tarım yapan köylülerin su ihtiyacını karşılayabilecek bu sular, inatla Yeniköy Termik Santrali’ne ve Güllük ve Bodrum’a aktarılmaya devam ediyor. Su yoksunluğu çekerken, santralin baraj sularını bedava kullanmaya devam etmesi kadar saçmalık olamaz. Diğer başka nedenler yanında, sırf bu nedenle bile Termik Santraller kapatılmalıdır.
3) Yatağan ve Milas kırsal kesimi, kömür çıkarılan alanlarda sürdürülen vahşi madencilik nedeniyle büyük bir ekolojik yıkımla karşı karşıya. Ülkemizin en önemli turizm destinasyonlarından olan bölgemiz, tarumar edilmiş durumda. Uçakla bölgenin üzerinden geçen turistlere bu vahşeti anlatmak bile zor; sonra da turizm yapacağız!? Ve son yapılan ve arkası gelecek ‘acele kamulaştırmalarla’ doğamız, ormanlarımız tam anlamıyla yokedilmek üzere. Ayrıca madencilik yasasındaki son değişikliklerle, zeytin kanunu da delindi ve Milas’ın en güzel zeytinleri ve zeytinyağlarının üretildiği Memecik Zeytin alanları, ‘taşıma’ adı altında yokedilmek üzere. Çünkü en kaliteli zeytinyağları, bu bölgeler yanısıra, bir sonraki kamulaştırma alanı olan Söğütcük, Alaçam, vb. köylerdeki Memecik zeytinlerinden elde ediliyor. Bu arazilerin altındaki düşük kalorili kömür ve santrallerin ömrünü uzatma adına bölgenin tüm tarımsal ekosistemi ve zeytinciliğin yokedilmesi önlenmelidir. Bu nedenle her üç santralin de kapatılması baş telebimiz olmalıdır.

Termik Santrallerin kapatılmasını savunurken, sadece buralarda çalışan işçilerin yeni alanlarda istihdam edilebilmesi şartını savunmak yetmez. Maden sahası olarak YK Enerji’ye tahsis edilmiş binlerce hektarlık alanın çoğu, Hüsamlar’da başlayan numunelik geri dönüşüm çalışmaları dışında, maden faaliyetleri nedeniyle artık üzerinde ot bitmesi bile mümkün olmayan bir durumda. Termik santrallerin kapatılması savunulurken, bu ihya edilmesi gereken maden arazilerinde güneş enerjisi santralleri kurulması önerilebilir. Enerji üretmek istiyorlarsa, bu alanlara yapılacak güneş enerji santrallerinden, şimdiki Yeniköy ve Kemerköy santrallerinden elde edilecek kadar enerji üretilebilir. Bölgedeki tepelerde de rüzgar enerjisi santralleri kurulabilir.

Bazı çevreci arkadaşlar, ilginçtir, güneş ve rüzgar enerjisi santrallerine de karşılar. Zaten tarumar edilmiş binlerce hektarlık maden sahasında güneş enerji santralleri kurulmasının neresi yanlış olabilir? “İstemezük” tavrı, her şeye karşı olma anlayışı, doğru ve inandırıcı değildir. Nimet-külfet tahlili yapmak gerekmiyor mu? Ayrıca, yaşadığımız çağda enerji üretimine tümden karşı çıkmak mümkün mü? Elbette seçici olacağız. Doğaya ve insanlarımıza en az zararlı olanlarla enerji de üreteceğiz. Elbette tamamen ithal ettiğimiz doğalgazla çalışan termik santrallerle enerji üretimine karşı olmalıyız, ama alternatifi yerel kömürle enerji üretmek değildir. Alternatif enerji kaynağı güneş, bizde bolca vardır ve üretimi de hem dünyada hem de ülkemizde gittikçe artmaktadır.

Demek istediğim, ‘kömürle çalışan santraller kapatılsın’ demek yetmiyor; alternatiflerini de sunmamız gerekiyor. Nasıl santraller kapatılırsa, orada çalışan işçilere istihdam alanları yaratmak gerektiğini savunuyorsak, burada da topluma karşı inandırıcı çözüm yollarını da sunmamız gerekiyor.

Bu nedenle, yukarıda aktarmaya çalıştığım perspektifle, topluma somut alternatifler de sunmak gerekiyor. Bu nedenle, MUPA’nın, daha somutlanmış talep ve öneriler demeti belirleyerek, Belediye yönetiminin de izlemesi gereken bir yol haritası çizmesi gerekiyor. Bu nedenle de ‘dert dinleme’ toplantıları yerine, bu gerekliydi elbette, ama artık daha somut talepler dizgesi yaratmak üzere, STK’larla daha dar toplantılar düzenlenmesi gerektiğini ve artık herkesin her yerde, her alanda savunacağı çözüm yollarının buradan çıkartılarak topluma sunulması gerektiğini düşünüyorum. TMMOB bileşeni odalar ve akademi, bu anlamda MUPA kanallarında bunları gerçekleştirebilirler.