ERDOĞAN’IN SON HAMLESİNİN ŞİFRELERİ..

“PEKİ NE OLUYOR?
Ne olacak, Erdoğan herkesle oynuyor!
‘Çözüm Süreci’nde atacağı adımlar ‘vaatleri’yle DEM Parti’yi paralize etmiş, CHP’yi hırpalamak için giriştiği saldırıya karşı aktif mücadelede CHP’yi yalnızlaştırmış durumda..
CHP, muhalefette neredeyse tek kalmış durumda.. Erdoğan iktidarı, ülkenin birinci partisi haline gelmiş CHP’yi tokatlayıp duruyor. Özgür Özel’in 80’leri aşan mitinglerle büyük kalabalıkları toplamasına ve direnmesine karşın, artık herkes görüyor ki, AKP’nin hiçbir yasayı, anayasayı takmayan tavrı artarak devam ediyor ve CHP’yi kapatma noktasına doğru yaklaşıyor.
Erdoğan, bir benzetme yaparsak, sahnedeki bütün figürleri, adeta parmaklarındaki iplere bağlamış bir kuklacı gibi, yaptığı hamlelerle oyalıyor, sarsıyor, etkisizleştiriyor..”


Yukarıdaki satırlar, 2 Nisan 2026 tarihinde kaleme aldığım “ÇÖZÜM SÜRECİNİ HATIRLAYAN VAR MI?” başlıklı yazımda yer alıyordu. (https://coskunefendioglu.com/cozum-surecini-hatirlayan-var-mi/)
Bu yazının ekine, 14 Mart 2025 tarihinde kaleme aldığım “ÖCALAN’IN ÇAĞRISI VE GERÇEKLER” başlıklı yazımı da koymuştum. (https://milasonder.com/2025/03/13/ocalanin-cagrisi-ve-gercekler/)


ŞİMDİ DURUM NE?
Erdoğan iktidarı, artık her şeyiyle iflas etmiş durumda. CHP hakkında son çıkartılan ‘mutlak butlan’ kararı ve hemen sonrasında CHP Genel Merkezi’ne Kılıçdaroğlu kılıcıyla giriştikleri saldırı, Erdoğan’ın sıfırı tükettiğini ve artık “muhalefetsiz seçim” diyebileceğimiz bir sürece start vermiş olduğunu gösteriyor.
Yakında ‘seçim ekonomisi’ yöntemlerine başlarsa, bunun baskın bir erken seçimle sonuçlanabileceği anlaşılıyor.
Ancak, gelinen noktada, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına getirilmesiyle beklenen CHP kitlesindeki çözülmeyi beceremedikleri de görülüyor. Hatta öfke daha da arttı. Bu nedenle şimdi, büyük bir kitle desteğine sahip Özgür Özel ve ekibine saldırı ihtimali yüksektir.
Türkiye’deki muhalefetin, Erdoğan’ın anayasa ve yasaları tanımayıp, YSK’yı işlevsizleştirip, hukuk alanını rakiplerini enterne etmek için fütursuzca bir savaş aracı olarak kullanmasına karşı birleşerek mücadele etmesi gereği açık ve neredeyse herkesçe kabul görüyor.
Bu noktada DEM Parti’nin tavrı, çok büyük önem kazanıyor. Çünkü şu anda DEM Parti, tam anlamıyla paralize olmuş durumda. Aslında içten içe kaynıyor. Ama Öcalan faktörünün dayattığı ‘çözüm süreci’ çıkmazından bir türlü sıyrılamıyor. Gerçi Öcalan bile son açıklamalarında, ‘yine aldatılmakta’ olduklarını anlamış gibi görünüyor ama, ‘çıkmayan candan umut kesilmez’ tavrını da sürdürüyor. DEM Parti de takip ediyor..
DEM Parti, bütün bu yaşananları görmüyor mu? Erdoğan’ın yapmak istediklerini, sürecin başlamasından 1,5 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen, hâlâ kavrayamıyor mu? Erdoğan gibi bir siyasetçinin Kürt meselesini çözmek gibi gerçek bir derdi olabilir mi? Bütün bunların, ortadoğudaki gelişmelere göre de ayarlanan nasıl bir oyalama, bu arada muhalefeti bölme harekatı olduğunu anlayamıyor mu?
Anlamamaları mümkün mü?
Erdoğan CHP’yi yok edemez! Ama önümüzdeki erken seçim sürecinde etkisizleştirmeyi becerebilirse, örneğin Özgür Özel’i de dokunulmazlığını kaldırtarak hapse atabilirse, DEM Parti o zaman neler olacağını görür!
Öte yandan, Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, vb. gibi en yüksek yargı organlarının verdiği kararları bile tanımaması, Adalet Bakanlığı eliyle hukuk alanını tam bir ‘iftira atma – tutuklama – hapse tıkma’ silahı haline getirmesi, TBMM’ni işlevsizleştirmesi ve böylece adım adım demokratik cumhuriyeti yok etmesinde ve şimdiki CHP’yi bile dizayn etme mertebesine ulaşmasında, kuşkusuz CHP ve diğer muhalefet partilerinin son on yıl içindeki çeşitli önemli siyasi duraklarda yaptığı çok büyük eksikleri ve hataları vardır.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın bu konudaki tespitleri son derece önemli ve açıklayıcıdır. (https://x.com/OkuyanKemal/status/2059335312053318022?s=20)


Ama geldiğimiz noktada, DEM Parti’nin artık aymazlıktan vazgeçerek, AKP’nin ‘çözüm süreci’ tuzağından kendini kurtarıp, muhalefet cephesinde aktif olarak yer alması kaçınılmazdır. 1,5 yılı aşkın süredir AKP bir adım bile atmadı. Anayasa mahkemesi kararlarına karşın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hâlâ zindanda.. Kayyumlar hâlâ görevde.. Erdoğan, MHP’nin arada bir gidişata karşı çıkmalarına karşın, her şeye hâlâ tek başına karar veriyor. (Kaldı ki, CHP’ye saldırılarını artırırken, ‘çözüm süreci’ adına bazı geri adımlar bile atabilir Erdoğan; ama ne değişir!? Balığa atılan sahte ‘yem’den ne farkı olabilir bu tür adımların?)
DEM Parti ise bir tür zehirle hareketleri donuklaşmış bir canlı davranışları sergileyerek, Erdoğan’ın tek adamlık faşist diktatörlüğüne giden yolda rahatça hareket etmesine imkan sağlamaktadır. Bu gidişle DEM, hem Erdoğan’ın tekrar seçilmesine vesile olarak ağır vebal altında kalır ve bu durumda, mevcut sistemle hareket edebilecek Kürt burjuvazisinin belirli kesimleriyle bir yol ayrımına gelerek, giderek şimdiki gücünü de kaybedebilir.
Bütün bunlar, anayasası, hukuk sistemi, ekonomisi, siyasi sistemi darmadağın olmuş mevcut amorflaşmış sistem içinde yoksulluk ve açlık sınırındaki milyonların, Gezi olaylarınınkine göre onlarca kat fazla biriken potansiyel enerjisinin nasıl harekete geçeceği ya da soğurulup etkisizleştirileceğiyle ilgilidir.
Başta Özgür Özel CHP’si ve DEM Parti olmak üzere tüm muhalefetin takınacağı tavır, bu soruların cevabı olacaktır. Ama şimdiye kadarki pratikleri, umudun daha solda bir örgütlü mücadelenin yükselmesine ihtiyaç olduğunu açıkça gösteriyor..