DSİ YA DA GÜNGÖR DOĞRU SÖYLEMİYOR!

AKP Muğla İl Başkanı Cengizhan Güngör, Akköprü’den Muğla’ya su tahsisi yapılmamasıyla ilgili olarak, DSİ uzmanlarınca kaleme alındığı anlaşılan, yazılı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamadaki bilgileri DSİ yetkilileri ya Sayın Güngör’e yanlış aktardılar, ya da Sayın Güngör, bilgileri iyice karıştırmış. Sayın Güngör yaptığı açıklamada:

“DSİ tarafından Geyik Barajı ve yeraltı kuyularından alınan suyun Bodrum Yarımadası’na iletilmesi için gerekli tesisler ile Mumcular Barajı inşa edilmiş olup, Ekinambarı Bölgesi’ndeki kaynaklardan MUSKİ Genel Müdürlüğü’ne yıllık yaklaşık 63 milyon metreküp su tahsisi yapılmıştır. Bu miktar, Bodrum’un yıllık yaklaşık 45 milyon metreküp olan içmesuyu ihtiyacının çok üzerindedir. Ancak bu tahsis bugüne kadar MUSKİ tarafından kullanılmamıştır.

Tahsis edilmiş ancak kullanılmamış kaynaklara rağmen, DSİ tarafından yıllık 13 milyon metreküp ilâve su sağlayacak Bodrum Barajı projesi de plânlanmış; Ekinambarı kaynaklarından tahsis edilen 63 milyon metreküp suyla birlikte Bodrum Yarımadası için yıllık toplam 76 milyon metreküp içme ve kullanma suyu tahsisi de öngörülmüştür.

Bu gerçekler ortadayken, mevcut tahsisler yıllardır devreye alınmamışken DSİ’nin yeni bir kaynaktan tahsis yapmadığı iddiasıyla hedef alınması açık bir algı operasyonudur. Nitekim, sorunun kaynağı DSİ değil, tahsis edilmiş kaynakları kullanmayan ve gerekli yatırımları hayata geçirmeyen yerel yönetim anlayışıdır.”

iddiasında bulundu.

Bu açıklamada en dikkati çeken iddia, DSİ’nin uzun yıllar önce (ne zaman?) Ekinambarı kaynağından 63 milyon metreküp suyun Bodrum Yarımadası için tahsis edildiğini, ancak ilgili yerel yönetimlerin, gerekli iletim hatlarını yapmayarak, bu suyu kullanmadığıdır.

Bu doğru değildir.

Evet, Ekinambarı’nın tahsisi yapılmış olabilir, ama ne zaman? Sanırız son bir-iki yıl içinde.. (Bunun net tarihini öğrenmek için DSİ ve MUSKİ’den kimseye ulaşamadık). Çünkü Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, bu suyu ters ozmoz sistemiyle içme-kullanma suyu haline getirecek tesisin inşasıyla ilgili iznin çıktığını ve ihalesinin de yapılmak üzere olduğunu açıkladı, geçtiğimiz haftalarda.

Ancak Sayın Güngör’ün ve onu bilgilendirenlerin iddialarında hem eksikler vardır, hem de yanlış bilgi. Örneğin, Mumcular Barajı’ndan bahsediyor, ki çok eskidir, ama Çamköy Karacahisar yeraltı sularından, Geyik Barajı suyundan vb. bahsetmiyor. ‘Bodrum Barajı’ndan su tahsis edilmiş. DSİ’nin Kayaderesi’ne planladığı barajdır ve köylülerin itirazı üzerine iptal edilmiştir. Şimdi yeniden bu barajı yapmak için çalışmaktadırlar. Ama olumlu karar çıksa ve hemen yapımına başlansa bile 3-4 yıldan önce bitmesi ve buradan Bodrum’a su verilmesi mümkün değildir.

Gelelim şu Ekinambarı suyuna.. DSİ doğru söylememektedir. Çünkü bu suyun kullanılabileceği konusu 2006-2007 yılında gündeme gelmiştir. ÖNDER Gazetesi olarak o yıllarda bu konu ile ilgili birinci elden pek çok yazı yazmıştık. Ama DSİ, bu ‘yavan suyun’ kullanılmasının mümkün olmadığını belirtmiş ve ele almamıştı.

Şimdi 2026 yılındayız. Tam 19 yıl önce, biz ve Milas Ziraat Odası bu konuyu gündeme getirdik. Geyik Barajı ve Çamköy yeraltı sularının Bodrum’a verilmesine karşı çıktık. Bu suları çiftçiler kullansın dedik. Bodrum’a kullanma suyunun Ekinambarı kaynağından verilmesinin daha doğru olduğunu söyledik. Sonrasında Bodrum Belediye Başkanı Tuğrul Acar’ın Akyaka kaynaklarından su getirme projeleri olduğunu da biliyorduk.
Ancak o tarihlerde DSİ’ce pişirilmiş, Geyik Barajı’ndan Yeniköy’e su götüren isale hattına Çamköy’den bir branşmanla girip, Güvercinlik’te yapılacak arıtma sistemine su getirme ve bu suyu taşıyacak, şimdi habire patlayarak gündeme gelen Güvercinlik-Bodrum boru hattını ihale etmeye çalışan DSİ’den hep olumsuz yanıtlar aldık.

O zamanlar büyükşehir daha yoktu. MUSKİ yoktu.. Dolayısıyla DSİ’ce Ekinambarı suyunun tahsisi yoktu ve tersine karşı çıkıyorlardı. Hedefleri Geyik Barajı ve yeraltı sularımızdı. Uzun vadeli bir planlama söz konusu değildi.

İlgilenmek isteyenler, ekte 2007’den başlayarak bu konuyu ele aldığım süreçle ilgili yazılarımın ilgili kısımlarını bulabilirler.
Ve yine ek olarak, Mehmet Arif Demirer’in, Ekinambarı suyunun bölgemiz ve Bodrum için önemini anlatan, o dönemki Muğla Valisi M.Temel Koçaklar ve Milas Kaymakamı M. Bahatin Atçı’ya yazılmış Açık Mektup’unu yayınlıyorum.


5 Mart 2007 tarihli ÖNDER Gazetesi’ndeki başyazımda, ‘Milas Bu Yanlışlığın Önüne Geçmek Zorunda” başlıklı yazımda, konuyu gündeme getirmiş ve şunları söylemişim:

“MİLAS BU YANLIŞLIĞIN ÖNÜNE GEÇMEK ZORUNDA”
5 Mart 2007

A.Coşkun EFENDİOĞLU

Bir süredir, Bodrum Yarımadası’nın içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak Geyik Barajı’ndan ve Çamköy yeraltı su havzasından su tahsisi yapıldığı, ötesinde, hâlâ sulama kanalları yapılmadığı ve yakın zamanda yapımı için de bir ihale sözkonusu olmadığı için, Akgedik barajının da Bodrum’un ihtiyacı için ayrılması planları olduğu yönündeki haberlerimizi tüm Milaslılar izliyor.
Su kaynaklarımız, özellikle barajlarımızdaki sular ve yeraltı su kaynaklarımız, tıpkı, verimli ovalarımızın imara kapalı olması gerektiği kadar önemli.. Nasıl, gelecek nesiller için verimli ovalarımızın tarım yapılabilir durumda kalması için korunması önemli; su kaynaklarımızın iktisatlı kullanımı ve korunması da belki ondan da fazla önemli..
Konuyla ilgili olarak. Savran’dan çıkan ve denize dökülen, debisi oldukça büyük, ancak kendisi tuzlu bir su kaynağı var. Alina isimli bir firma, bu suyu kullanma suyuna dönüştürecek bir cihazla, tüm Bodrum yarımadasının ihtiyacını karşılamayı taahhüt ediyor. Üstelik, maliyeti son derece makul. En azından, baraj ve yeraltı sularımızın çıkarılarak Bodrum’a tahsis edilmesiyle kıyaslandığında. Ve konuyla İlgili olarak duyarlı tüm insanlar gibi, Milas Ziraat Odası yetkilileri de, Milas’ın tarımsal sulamasında kullanılabilecek baraj ve yeraltı sularımızın Bodrum Yarımadası’nın kullanımına tahsisi yerine, maliyeti oldukça müsait Savran suyunun Bodrum’a tahsis edilmesini savunuyor.
Ancak ne var kİ DSİ yetkilileri, nedense buna yanaşmıyorlar..
Aldığımız bir bilgiye göre, DSİ Aydın Bölge Müdürlüğü nden bir yetkili, Etüt- Plan Şube Müdürü Ayhan Kutluk, 2 Mart günü Savran köyüne gelerek, Savran suyunda İnceleme yaptıktan sonra, şifahi olarak, “siz bu suyu ıslah edip ne yapacaksınız? Biz Bodrum İçin Geyik Barajı’ndan ve Çamköy’den tahsis yaptık, ihalesi de yapıldı’’ demiş.
DSİ yetkililerinin, Bodrum yarımadasının kullanma suyu ihtiyacı için, yüksek debili vs boşa akan Savran suyunun kullanılmaması konusunda neden bu kadar ısrarlı olduklarını kavramak mümkün değil. Elbette, konu hakkında, teknik düzeyde onlar gibi bilgi sahibi değiliz. Ama, çevremizde olan ve kendileri de bizzat DSİ içinde çalışmış ya da konuyla çok ilgili pek çok başka bilen kişinin belirttiğine göre, yapılan yanlış.
Bir kaç açıdan yanlış..
Birincisi, Çamköy havzasındaki yeraltı sularının Bodrum’a nakli, bu bölgenin ikliminde, önemli değişiklikler yapabilecek ve bu bölgedeki yeraltı sularının zaman içinde azalmasına ve yokolmasına neden olabilecek durumda.. Ayrıca bu su, bölge halkının tarımsal sulaması amaçlı kullanılması gerekirken, bu engellenmiş oluyor.. Üstelik, bölgede, tarımsal sulama amaçlı pek çok köy Çamköy’ün yeraltı sularına muhtaçken, DSİ yetkilileri, bu bölgedeki köylerin oluşturduğu sulama kooperatifinin bu köylere su vermesini engelliyor..
İkincisi, Savran suyu boşa akıyor ve Alina şirketi yetkililerinin verdiği rakamlara göre, oldukça katlanılabilir bir maliyetle, bütün Bodrum yarımadasının kullanım suyu ihtiyacını karşılayabilme kapasitesine sahip..
Üçüncüsü, Geyik Barajı, belki ileride muhtemelen Akgedik barajının suları da Bodrum Yarımadası’nın gittikçe artan ve artacak olan ihtiyaçları için “tahsis” edilince, Milas ve çevresindeki tarımsal sulama İhtiyacı içindeki ovalar nereden sulanacak?
Dördüncüsü, ve kafalarda önemli bir soru işareti yaratan şey, acaba, gerek barajdan, gerekse Çamköy’den Bodrum Yanmadası’na aktarılacak su hattı projesinin yüklenicileri ya da olası yüklenicilerinin işleri mi engellenmemek isteniyor?
Çünkü, 2 Mart günü Savran’da inceleme yapn DSİ yetkilisinin, yukarıya aldığımız sözlerinde, konuyla ilgili kişilerin bize aktardığına göre bir maddi hata var. İlgililer, “evet, Geyik Barajı ve Çamköy’den su tahsisi yapıldığı doğru, ama henüz ihalesi yapılmadı, henüz proje aşamasında” diyorlar. İhalesi yapılanın ise “Bodrum beldelerinin su şebekelerini birbirine bağlayacak iş ile ilgili” olduğunu belirtiyorlar. Dolayısıyla, henüz vakit varken, Geyik Barajı ve Çamköy’den Bodrum’a su hattı çekilmeden, sadece Bodrum-Savran arasına yapılacak bir boru hattıyla işin daha da ucuza getirilebileceğini belirtiyorlar.
Yeraltı sularımızın ve baraj sularımızın tarımsal amaçlı sulama için kullanılması gereği ve toprağımızın bu yeraltı sularına ve baraj sularına ihtiyacı ise o kadar ortada ki.. Bölgemizdeki yeraltı sularının, yaşanan kuraklıklar nedeniyle, son 20-30 yıldır gittikçe daha derinlerden çıkartılabildiği ve tuzlanma oranlarında artış olduğu, sağır sultanların bile duyduğu gerçek..
Dolayısıyla, yeraltı sularımızın, alternatifi varken, Bodrum’a tahsisine de, gönderilmesine de karşıyız. Bunun için elimizden geleni yapacağız. Tüm Milaslılar olarak, DSİ yetkililerinin, Savran suyunu kullanmama konusundaki dirençlerinin gerçek nedenlerini irdelemeye, konuyu sürekli gündeme getirmeye, gereken bütün mücadeleyi sürdürmeye olan kararlığımızı bir kez daha yineliyor, DSİ yetkililerini, konuyu tekrar tekrar irdelemeye, yaptıkları şeyin nedenleri konusunda kamuoyunu bilgilendirmeye ve varsa yanlıştan dönmeye davet ediyoruz..”




16 Nisan 2007 tarihinde, ÖNDER Gazetemizdeki başyazımda, ‘Nedir Bu Garabet’ başlıklı yazımda şunları söylemişim.
“Yandaki sütunlarda, Bodrum Belediye Başkanı Mazlum Ağan’ın, Bodrum’un bilinen su sıkıntısı nedeniyle yaptığı açıklamayı ve aramakta oldukları çarelere ilişkin detayları göreceksiniz. Sayın Ağan, habere göre, 1) Deniz suyunu arıtarak su elde etmekten, 2) Dalaman Çayı’ndan balonlarla su taşınmasından söz etmektedir. Doğrusu, bu işle son birkaç aydır oldukça uğraşmış, konuyla ilgili çeşitli tartışmalara şahit olmuş bir kişi olarak, oldukça şaşırdım. Sayın Mehmet Ali Demirer’ln Savran suyunu arıtarak Bodrum’a kullanma ve içme suyu olarak verilmesi önerisine karşı DSİ Genel Müdürlüğü’nün ve Aydın Bölge Müdürlüğü’nün nasıl direndiğini, Savran suyunun buna elverişli olmadığını inatla söylemesi, işin bir yanı. Yani, Bodrum Belediye Başkanı Ağan, DSİ’nin Savran Suyu’nun çok tuzlu olduğu gerekçesiyle bu projeye karşı olduğunu bilmiyor mu? Öyleyse, deniz suyunu arıtarak su ihtiyacını giderme gibi bir projeden nasıl bahsedebiliyor?
Sonra, İkincisi, Sayın Ağan, DSİ’nin, Bodrum Yarımadası’nın su ihtiyacını gidermek için Çamköy Havzası’nın yeraltı sularının ve Geyik Barajı sularının Bodrum’a tahsis edildiğinden habersiz mi? Gerçekten aklım almıyor? Bu bölgede devlet bürokrasisi, birbirinden bu kadar habersiz mi hareket ediyor? Yani, DSİ bölge müdürlüğünün Sayın Mehmet Ali Demirer’e verdiği cevaba göre, Çam köy yeraltı sularının Bodrum yarımadasının kullanımı için tahsis edildiğinden ve Isale hattının da ihale aşamasında olduğundan, Sayın Ağan’ın haberi yok mu?
Ya da ne oluyor? DSİ’nin, Savran Suyu’nun arıtılarak su ihtiyacı olan yerlere ve bu arada Bodrum Yarımadası’na, üstelik son derece uygun fiyatlarla verilmesi önerisine karşı çıkarken öne sürdüğü savlar, yanlış mı? Ya da, DSİ, Bodrum Yarımadası ‘na su vermek için bu kadar büyük yatırımlar yaparken, Bodrum Belediye Başkanı’na hiç haber vermiyor mu?
Bu tenakuz (uyumsuzluk), bu ilin yetkililerince ele alınmalı ve neyin ne olduğu, yani gerçekler, halka açıklanmalıdır.
Yoksa, köylünün sulaması için verilmeyen yeraltı sularının Bodrum’a gönderilmesi hesapları yapılırken, yavan olduğu için denize akmasına göz yumulan Savran suları denize akmaya devam eder; biz de blrllerlnln “İhaleleri” uğruna, susuzluk çekmeye devam ederiz.
Hem Bodrumlular..
Hem de topraklarını sulamaya su bulamayan Milas köylüleri!..”



30 Ekim 2009 tarihli ÖNDER Gazetesi’ndeki köşemde ise şunları yazmışım:

“Yaşadığımız haftanın bir diğer ve Milas’ı oldukça yakından ilgilendiren konusu, Milas Çamköy platosundaki yeraltı suları ile, Geyik Barajı sularının, Güvercinlik’te kurulacak arıtma sisteminde arıtıldıktan sonra Bodrum Yarımadası’na verilmesini öngören, Bodrum Yarımadası İçme ve Kullanma Suyu projesi İle İlgili olarak, DSİ XXI.Bölge Müdürü Halil İbrahim Indap’ın sunumunu yaptığı, Bodrum Dedeman Otel’deki tanıtım toplantısıydı.
Milas Belediye Başkanı, Ziraat Odası Başkanı ve muhtarlarla, gazetemizin de katıldığı toplantıda gelişen olaylar, Milaslıların sorunlarına sahip çıkmalarında önemli bir duruş sergilenmesine neden oldu.
DSİ Bölge Müdürü Sayın İndap, projeyi anlattı. Fakat, kendisinin sunumu dışında kimseye söz vermeyeceği ve soru da almayacağı anlaşılınca, önce ben, söz de verilmek istenmemesine karşın konuştum ve bu toplantıya kafamızda sorularla geldiğimizi ve bunlara cevap beklediğimizi belirttim. Bizlerin sorularına cevap vermeyeceklerse, bizleri aydınlatmayacaklarsa, bu toplantıya bizleri neden davet ettiklerini sorarak, bu tavrın devam etmesi halinde toplantıyı terkedeceğimizi belirttim. Daha önce görüştüğüm diğer basın mensupları, Ziraat Odası Başkanımız ve muhtarlarımız da benzer itirazlarını ilettiler. Sayın İndap, sunumu sonrasında bunları düşüneceklerinl belirtmesine karşın, sunumu sonrasında salondan çıktı ve bir daha gelmedi.
Bunun üzerine, gerek biz Milas’tan gelenler, gerekse Bodrumlu TMMOB İlçe Koordinasyon Kurulu Sekreterliği, basına açıklamalarda bulunarak, projenin sıkıntılı noktalarını anlattılar. Hem denize akan Eklnambarı ve Savran sularının neden değerlendirilmediği, hem de Geyik Barajı sularının, ihale edilen arıtma tekniği ile arıtılmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla Bodrumluların kandırıldığı belirtildi.
Bu yerinde tepkiler sonrasında, DSİ XXI. Bölge Müdürü’nün, toplantıya katılan Belediye Başkanlarıyla yaptığı görüşmede de Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, Milaslıların, daha önce ortak bir deklarasyonla açıklanan görüşlerini belirterek, DSİ’nin Milas’ta da, bu kez sorulara da cevap vererek bir bilgilendirme toplantısı düzenlemesi gerektiğini belirttiler.
Ertesi gün, bu duruşun sonuçları ortaya çıktı. Bodrum’da yapılan toplantının ertesi sabahı, Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’ı ve beni ayrı ayrı arayan DSİ XXI.Bölge Müdürü Halil İbrahim İndap, 10- 15 güne kadar Milas’ta bir toplantı düzenleyeceklerini ve burada bütün sorularımıza da cevap vereceklerini belirttiler.
Tüm Milas olarak, Mllasımızın sorunlarını dile getirmede cesur ve kararlı davrandığımız sürece, şimdiye kadar sonuç alınamamış pek çok sorunumuzu hem dile getirme, hem de çözme imkanımızın var olduğunu bir kez daha kavramış olduk, bu olayda..
Bu vesileyle, bizim sorunu ortaya koyarkenkl tavrımız önemliydi ama, bu sonucu yakalamada Sayın Muhammet Tokat’ın, sürdürdüğü tavır, bu sonucun elde edilmesinde en önemli noktaydı..
Bu katılımcı ve öncü duruşu nedeniyle Sayın Tokat’a bir kez daha teşekkür ediyorum.”



Sonra, 12 Ekim 2010 tarihindeki “Akgedik Barajı Niye Yapıldı” başlıklı yazımda, Halil İbrahim İndap’ın söz verdiği toplantıyı yapmadığını aktarmışım. Şöyle:

“Milas ovasındaki üreticilerin onyıllardır beklediği barajlardan biri, nihayet bitti. Sodra tepelerinden baktığınızda, ya da Geyik Barajı istikametine giden herkesçe, Akgedik Barajı’nın arkasında biriktirdiği su, bütün haşmetiyle görülebiliyor.
Köylüler ne düşünüyorlar bilemiyorum ama, bir aydın çabasında olan bir insan olarak ve ovanın sorunlarını pek çok kez, çeşitli vesilelerle ele alıp yazan bir kişi olarak ben, bitmek bilmeyen hayretler içinde kıvranıp duruyorum..
Milas ovasını boydan boya geçen ve Milas yerleşimi noktasında kıvrılarak geçen, 20 metre genişliğinde bir kanal projesi vardı. Bazı okurlarımızın, ovadaki arazilerinin bu kanal için istimlak edildiğini bildirdiklerinde araştırdığımızda, öğrendik ki, Akgedik Barajı’nın patlaması ya da çok büyük ölçekli sel suları geldiğinde, Milas’ın etkilenmemesi için bir acil durumda tahliye işlevi görecek bir kanaldı..
Yanısıra, Milas ovasını sulama amaçlı su kanalları, yıllarca önce ihale edilmiş, inşaat tabelaları da asılmış, şantiye kurulmuş, ama daha sonradan yüklenici firmanın işin altından kalkamayacağını bildirmesi üzerine iş kalmıştı. Ondan sonra da bir daha ihalesi, nedense, yapılmadı.. Yani, baraj bitmiş durumda, ama ovayı sulayacak sulama kanalları yok ve bu durumda daha olmayacak da.. Taşkın zamanı, taşkını önleyecek büyük kanal da yok..
Peki ne oluyor?
Neler dönüyor?
Gerçekten bir şeyler dönmüyorsa, Akgedik Barajı niye yapıldı?
Yoksa binlerinin iddia ettiği gibi, Akgedik Barajı da, sulama amaçlı baraj olmaktan çıkarıldı ve Bodrum Yarımadası’na su verecek barajlar kapsamına mı alındı?
Neden kimse bir şey açıklamıyor?
Daha da önemlisi, ovada üretim yapan köylüler neden biten baraja karşın, sulama kanallarının yapılmamasına isyan etmiyorlar?
Daha da önemlisi onların kurumlan, Ziraat Odası neden açıklama üstüne açıklama yapmıyor, soru sormuyor?
Peki, Kaymakamlık ve Valilik bu barajın neden orada öylece durduğunu kendilerine sormuyorlar mı? Bir bildikleri var da söylemiyorlar, söyleyemiyorlar mı?
DSİ Bölge Müdürü Halil İbrahim İndap, Bodrum’da yapılan toplantıda bizim sorduğumuz sorular sonrasında, en kısa sürede Milas’a gelip herkesin sorularına cevap vereceğini söylemişti?
Toplantı sonrası bizi de, Belediye Başkanını da arayıp, bir hafta 10 gün içinde geleceğini belirtmişti.
Gelmedi..
Bir açıklama da yapmadı..
Ne oluyor?
Peki, Milas’ın milletvekilleri neden bu konuyu sürekli gündeme getirmiyorlar? Ya siyasi partilerin Milas ilçe teşkilatları neden susuyor?
Hadi AKP’yi anladık; iktidar partisindeler ve soruların muhatapları onlar olduğu için, onlar kaçınıyorlar..
İyi de muhalefet partilerinin elini tutan mı var?!..
Neden seslerini çıkarmıyorlar, eleştirmiyorlar, talep etmiyorlar?..
Ölü toprağı mı var bu kentin üstünde?..
Milaslılar bu kadar mı kör, sağır, dilsiz oldu?”


Ve 17.10.2017 tarihli ‘Ünlü Suçıkan ve Hamzabey kurudu’ başlıklı yazımda şunları yazmışım:

“Bölgemizin yaz-kış akan en ünlü deresi Hamzabey Çayı kurudu.
Halk arasında Koca Çay ya da Koca Dere olarak da bilinen ve Karacahisar’daki ünlü Suçıkan kaynaklarından beslenen dere, yaz-kış akmasıyla ünlüydü.
Zamanında, üstünde kurulu 4 değirmeni de çalıştıran dere, ünlü Uyku Vadisi’ndeki değirmenden akan ve insanların özellikle yaz aylarında altında serinlediği suyuyla da ünlüydü. Hamzabey Çayı, Gökçeler Köyü, Akyol üzerinden Güllük Dalyanı’na akıyordu.
Öyle ki, Kaymakamlık tarafından ışıklandırılarak “İncirli İn” Mağarasına gidilen Seyir Tepesi’ndeki tesisler yapılmadan önce, İncirli Mağara’ya gitmek isteyen herkes, yaz-kış, bu sudan geçmek zorundaydı. En az aktığı dönemlerde bile, özellikle dere üzerindeki bentlerin arkasında mutlaka bolca su olurdu ve mağaraya gitmek isteyenler, en azından dizlerine kadar suya girmek zorunda kalırdı.
Ancak şimdi bu dere, tamamen kurumuş durumda…
Kaymakamlığın İncirli İn tesislerine gittiğinizde, Gökçeler Kanyonu’nun dibinden akan Hamzabey Çayı’nın çevresinde yaşayan kaplumbağalar, oklu kirpiler vb. gibi canlılardan ve bitkilerden bahseden bilgilendirme tabelalarıyla karşılaşırdınız. Şimdi, Gökçeler Muhtarı’nın dediğine göre, bu su tosbağalarından bazıları, sadece onun alabalık havuzlarına sığınmış olarak varlar. Diğer türler neredeyse yok olmuş durumda. Yine muhtarın deyimiyle, Hamzabey Çayı, iki senedir sadece yoğun yağışların olduğu dönemde sel yatağına dönüşmüş durumda. O’nun dışında su yok!..
Hamzabey Çayı’nın yukarı kesimlerindeki köylüler ise, hem Çay sularının beslediği bitki ve hayvanların yokolmasından yakınıyorlar, hem de çevredeki tarlalarını sulayamıyorlar. Bu nedenle de büyük verim düşüşleri yaşanıyor. Çünkü, yöre köylülerinin adlandırmasıyla Koca Çay’ın kurumasına neden olan şey, onların kuyularını da vurmuş durumda. Kuyularda su yok!..
Oysa, Çamköy, Karacahisar bölgesi, yöremizin en önemli yeraltı su kaynaklarına sahipti. Ancak, önce Güllük ve Havaalanı için açılan kuyulardan çekilen sular, yetmezmiş gibi, şimdi bu bölgedeki yeni açılan derin kuyulardan Bodrum için su çekiliyor. Köylüler, MUSKİ’nin açtığı son kuyunun 250 metre derinden su aldığını belirtiyorlar ve daha yukarı kodlardan su alan kuyuların bu nedenlerle kuruduğunu belirtiyorlar.
Doğal olarak, eskilerin çok iyi bildiği Karacahisar’daki Suçıkan kaynağı da maalesef kurumuş durumda. Yaz aylarında bile bölgedeki pek çok kaynaktan fışkıran suların üzerine kurulu ahşap sahanlıklarda piknik yapmak da bir eski hikaye olmuş durumda. Hamzabey Deresi’nin
ya da köylüler arasındaki adıyla Koca Çay ya da Koca Dere’nin de en büyük su kaynağı Suçıkan kaynaklarıydı..
DSİ mühendislerinin, Hamzabey Deresi’nin su rejimi hakkında söylediklerini yakından bilen biri olarak söyleyebilirim ki, yapılan yanlış uygulamalarla, Çamköy-Karacahisar bölgesindeki yeraltı su kaynakları, maalesef yokedilmiş durumda.
Üstelik, geçmiş yıllarda çeşitli vesilelerle, pek çok uzman tarafından dile getirilen, Ekinambarı’ndaki milyonlarca metreküplük kaynak suları herkesin gözü önünde denize akıp giderken..
Geçmişte, Alina adlı bir firma, boşa akan bu Ekinambarı kaynaklarının, membranlı arıtma sonrasında rahatlıkla hem Güllük hem de Bodrum’un su ihtiyacını karşılayabileceğini belirterek girişimlerde bulunmuştu. Ancak ne var ki, yetkililer bu kaynakların değerlendirilmesi yerine, Çamköy havzasındaki hazır yeraltı sularını çekerek Güllük ve Bodrum’un su ihtiyacını karşılamaya yönelmişlerdi. Hatta yetmemiş, arıtılması çok zor olmasına karşın, Geyik Barajı’ndan da Bodrum’a su verilmek üzere Güvercinlik’teki arıtmaya su tahsis edilmişti.
Bir arkadaşımız da, geçtiğimiz günlerde gittiği Türbe köyleri gezisi sırasında, Geyik Barajı’nın suyunun çok azalmış olduğunu gördüğünü belirtti. Çektiği fotoğrafı da bizimle paylaştı. Geyik Barajı’nın pek çok bölgesinde su neredeyse kalmamış. Ancak baraj gövdesi civarında bir miktar su var. Zaten, fotoğraftaki yamaçlar da, suyun seviyesinin ne kadar düştüğünü gösteriyor. Evet, kuraklık da var; ama bölgemizde akan sular hiç bu kadar azalmamış ya da yok olmamıştı şimdiye kadar.
Aradan ancak birkaç yıl geçti ve durum ortada.. Ben, pazar günü Gökçeler Köyü’ne gittiğimde, kupkuru dere yatağıyla karşılaştığımda şaşırdım. Yazın en sıcak günlerinde bile akan dere, tamamen kurumuştu. En küçük bir su birikintisi bile kalmamıştı. Hele, havalimanı inşaatı sırasında etrafından çok fazla toprak alındığı için, Hamzabey Çayı’nın Gökçeler-Akyol arasındaki bölgede oluşmuş olan büyük göletlerin de tamamen kurumuş olduğunu gördüm.
Kuşkusuz, biz, Milas’tan ya da başka yerlerden oraya, biraz nefes almak, akan suyun etrafında yürümek, o canlı doğayla başbaşa olmak için gidiyoruz ve bulamayınca sıkıntısını çekiyoruz. Ama yöre halkı bunu her gün yaşıyor. Hatta bu suyun kuruması, köylünün ürettiği ürünü yok ediyor. Bir köylü yurttaş, “Suyumuzu bitirdiler. Bu sene darıları sulayamadığımız için, neredeyse yok darı, ekinler kurudu gitti” diyerek haykırıyordu..
Bütün yetkilileri göreve çağırıyoruz. Bu kuraklığın nedeni, besbelli, su kaynaklarının yanlış kullanılmasıdır. Derhal tedbirler alınmalı, Güllük ve Bodrum’a başka kaynaklar, Ekinambarı suyu gibi, bulunmalı ve Çamköy bölgesinin yeraltı suları yeniden geri kazanılmalıdır.. Aksi takdirde, bölgemizdeki “çölleşme” giderek artacaktır..”