Bu eksende bir söz sarfedilmişti hatırlarsanız.. Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı da olduğundan, İstanbul’un tarihi Fatih, Eminönü bölgesinde bulunan Haliç ve cami minarelerini konu alan kartpostallarıyla ünlü tarihi yarımadanın ve tabi minarelerin hemen arkasında yükselen gökdelenlerin bu görüntüyü bozan yeni ucube görüntüleri yayınlanıp tartışma başladığı zamanlarda, 2017 yılında, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ‘Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesi’nde yaptığı konuşmada “İstanbul müstesna bir şehir ama biz kıymetini bilemedik, ihanet ettik. Ben de bundan sorumluyum” ifadesini kullanmıştı.
Allah söyletmişti!..
Şehir Plancılığı mühendisliği öyle bir alandır ki, bir kent planlanırken, tek tek sayılması zor pek çok bilgi ve veri değerlendirilerek ve şehrin kimliğiyle uyumlu bir yaklaşımla hedeflenen bir ‘kent silüeti’ oluşturulmasını da öngörür. Ya da varolan ve korunması gereken bir silueti varsa kentin, yeni yapılacak imar planları ile yapılacak yapılar, bu silueti bozmayacak şekilde planlanır.
Şöyle ki:
Hatırlayın, 30-40 yıl önce Bodrum Yarımadası henüz bakirken, yeşillikler içindeki küçük mavi-beyaz badanalı evleriyle ünlenmişti ve bu, ülkemizin en ünlü mimarları ve şehir plancılarının hepsinin kabul ettiği, çok katlı yapılara izin vermeyen bir kent silueti hedeflenmişti. İlk başta da çok güzel sonuçlar alınmıştı. Ancak daha sonra 11 belediyenin imar planı yetkileriyle kendi imar planlarını yapma girişimleri, rantla birleşerek, şimdiki kabul edilemez tabloya evrildi. Halen de sürüyor..
Örneğin, geçenlerde gördüm, İngiltere’nin Edinburg kenti, 1700-1800’lü yıllardan kalma muhteşem yapılarla dolu bir kent olduğundan, Edinburg belediyesi, bu siluete zarar verecek betonarme ve çok katlı binalar yapılmasına izin vermiyormuş. (Bu nedenle de turist kaynıyormuş.)
İkinci dünya savaşında çok büyük tahribatlar yaşamasına karşın, Orta Avrupa’daki ve Balkanlardaki gezilere katılan dostlarımız, Viyana, Budapeşte, Prag vb. gibi tarihi kentlerin eski mimarilerini ve meydanlarını nasıl restore ederek koruduklarını ve bunları perdeleyebilecek yeni yapılaşmaya, betonlaşmaya izin vermediklerini, bunun için nasıl önemli önlemler aldıklarını anlatmıyorlar mı? Bu nedenle buralarda kültür turizminin nasıl genişlediğini bilmiyor muyuz?
Bu durum, ‘kentlerin ruhu’nu da ortaya koyar.
İmar Plancılığı, yeni beton mahalleler yaratmayı planlamak değildir!
Bir kentin ‘ruhunu’ yakalayıp, onu o ruh etrafında yeni koşullara da uygun planlayabilme işidir. Yani, aynı zamanda bir estetik işidir.. “Kent estetiği” yaratma işidir!
Bu konu, ‘Mylasa’ gibi tarihi binlerce yıl öncesine dayanan, pek çok medeniyete başkentlik etmiş, hala tarihteki ismiyle anılan, Karya, Roma, Menteşe Beyliği, Osmanlı dönemi yapıları, tarihi bacaları, konakları vb. ile süslü bu kentin imarı konusunda çok daha fazla geçerlidir ve yapılacak imar planı ve uygulamaları bu ruha uygun olmalıdır.
Oysa, bunlardan maalesef çok uzaktayız!..
Son 40 yılın imar çalışmalarının sonuçları, maalesef hüsrandır!
Bu İmar Planı uygulamalarının bir kısmına da değineceğim, “Milas ‘kültürel başkent’ olma rüyasına çoktan veda etti” başlıklı yazımda, işin bu yönünü biraz daha derin olarak ele alacağım.
Ama şimdi, bir kentin ‘silueti’ ile ilgili, ve son 5-10 yılın ürünü bazı ‘imar garabetleri’ne değinmek istiyorum.
Ve hemen hepsi de, salt Belediye’nin sorumluluğunda olmayan garabetlerdir bunlar.
Sodra dağı etekleri, imarın verimli ovaya daha fazla zarar vermemesi için Milas’ın imarının yönelmesi gereken bölgelerdir. Ama burada öyle sakil uygulamalar var ki.. Mesela, Belediye marifetiyle bitirilen Sodra’daki ilk yerleşimler, çok katlı binalar yanında iki katlı evler şeklinde planlanmıştı. Yapılan mevzi imar planında da bölgenin ihtiyacı okul, ticaret alanları, vb. gibi gerekli kamusal yatırım alanları da aynı mantıkla planlanmıştı. Topoğrafik olarak, evlerin görüş alanlarını daraltacak yapılar öngörülmemişti.
Ama geçtiğimiz yıllarda buraya bir ilkokul yapıldı. İki katlı evlerin hemen önüne ve 4 katlı koca bir bina. Bu iki katlı evlerin bütün peyzajını perdeleyen bir beton kütle..
Hani imar planı? Ben gördüm, yapılacak okullar da iki katlı olarak planlanmıştı o mevzi imar planında. Ama milli eğitim 4 katlı koca binayı, evlerin önüne perde gibi yaptı. O zaman aktif gazeteciydim, sordum Belediye Başkanı Muhammet Tokat’a, verdiği cevap, ülkede balığın baştan koktuğunu çok iyi anlatıyordu. Ne zamandan beri bilmiyorum, ama bu tür kamu binaları genellikle TOKİ marifetiyle yapılıyormuş ve TOKİ’nin de imar planı yapma yetkisi varmış ve zaten imar planı olan kentin içindeki imar planını hiç takmayarak, belediyeden ruhsat almadan ve hatta belediyeye “imar planınıza uygun mu?” diye sormadan, altyapılarını kentin altyapısına nasıl entegre edeceğini bile sorgulamadan, istediği gibi binaları yapıyormuş.
Aynı şey, yine Sodra’da, bu okulun ön tarafında, %60-70 eğimli bir arazi üzerine yapılan yeni Kapalı Spor Salonu’nda da yaşandı. Belediyenin gösterdiği pek çok başka alternatifi beğenmeyen İl Spor Müdürlüğü, yolu bile olmayan bu eğimli araziye koca spor salonu yaptı, ama araba park yeri yok, ulaşım imkanları son derece sınırlı.. Burada gençler spor yapmaya gelecekler!.. Ve aşağıdan bakılınca, yine bir üstündeki okul gibi koskocaman bir beton kütle. Üstelik o büyük kütleyi o eğimli araziye oturtmak için yapılan hafriyat ve istinatların maliyeti çok büyük ölçüde artırmış olması da cabası..
Yine, yeni devlet hastanesinin yeri belirlenirken bile belediyeye sormadılar. Vatandaşların ulaşımının en zor olduğu yere yaptılar. Hastane hizmete girecekken daha yolu bile yoktu. Bodrum yolu bağlantısı, kent içine giriş yolları bile düşünülmemişti. Halen de yok!.. Sonunda belediye, imar planında olmayan bir yol yapıverdi de, hastaneye ulaşabilmek mümkün oldu.
Aynı bölgeye yapılan 500 küsur TOKİ binaları da aynı şekilde.. Belediyeden ruhsat bile almadan yapıldı.
Bu kentin zaten sıkıntılı olan imar planı, bundan sonra nasıl bütüncül bir plan halinde yapılabilir ve uygulanabilir?!
Bir deli kuyuya taş atıyor, kırk akıllı gelse çıkaramaz!
Ve bütün meslek odalarımız da gıklarını bile çıkarmıyor bu kepazeliklere!..